• ebru

Hindistan’da Bir Tanrı: Kumari…

Hindistan’ın yaşayan tanrıları ‘Kumar’ ve ‘Kumari’nin ilginç yaşamlarını ilk öğrendiğimde bunun, günümüz dönemine ait, şimdiye kadar duyduğum en ilginç adetlerden birisi olduğunu düşünmüştüm. Ancak Hindistan’ın kimliğini araştırdıkça, daha ne kadar ilginç adetlerinin olduğunu şaşırarak öğrendim…


Orası gerçekten ayrı bir dünya ve ayrı bir medeniyet… Gidip görülmesi gereken, en azından araştırılması gereken bir tarihe ve kültüre sahip…


Bugün size “Kumari”yi anlatmak için başladım yazmaya… Kafamdaki tüm bilgileri toplamak için öncelikle sessizce düşünmem gereken bir 15 dakikaya ihtiyaç duyduğumu itiraf etmeliyim. Öylesine farklı ve fazlaca gelenek, görenekleri var ki bunları bir araya toplamak bazen zaman alabiliyor sanırım.



Kafamızdaki ‘Tanrı’ algısından oldukça uzak olan Kumari, yaşayan bir Tanrı olma özelliğiyle zaten olağanın oldukça dışında olduğunu gösteriyor… Çevrelerinde ona kulluk eden binlerce insan varken insanın, üzerinde baskı hissetmemesinin imkânı yoktur sanırım. Henüz 4-5 yaşlarındayken birçok sınavdan ve dayanıklılık testinden geçen kızlar arasından seçilen ve ‘Tanrı’ olmaya layık olduğunu ispatlayan Kumari’nin hayatı bir anda değişiveriyor. Olabilinecek en büyük rütbe gibi hissediyor insan değil mi Tanrı olmayı? Dünya bir anda duracakmış, kimse nefes almayacakmış ve sadece size bakacakmış gibi geliyor. Ne farklı olurdu her şeyin üzerinde olmak belki de diye düşünüyor insan… Ancak işler bence hiç de o kadar güzel ve saf ilerlemiyor.



Daha henüz 4-5 yaşlarındayken bir çocuğa “Sen Kumari’sin” – yani “sen Tanrı’sın” – deniyor ve sonrasında olaylar başlıyor… Tam oynama çağındaki çocuk, ailesine en ihtiyaç duyduğu zamanlardayken üstelik, bir saraya kapatılıyor ve bir sürü bakıcı ile günlerini geçirmeye başlıyor. Yılda sadece 6 kere –bayramlarda- dışarıya çıkıp dolaşma hakkına sahip olan Kumari, ayakları da kutsal olduğu için yürümeden, bir tahtırevan üzerinde ya da kucaklarda dolaştırılıyor. Saraya döndüğündeki halini düşünebiliyor musunuz o küçücük çocuğun? Arkadaşlarının en küçüğü 16-17 yaşında olan bir sürü ‘teyze’ ile ömrünün en güzel zamanlarını geçirmek zorunda kalıyor. Yılda sadece 6 kez dışarıya çıkabilen Kumari’nin en büyük özgürlüğü penceresi…

Bu yazı da ilginizi çekebilir:

Buradan da günde yalnızca 2 kez bakmasına izin veriliyor… Kendisine “Tanrı” deniliyor ancak pencereden bakabilmesi için bile başkasına bağlı olarak yaşıyor. Belki de bu yüzden bu kadar küçük yaşta seçiyorlar Tanrılarını, henüz daha kirlenmemişken. Kumari’nin bir bakışı bile öylesine önemli ki, onun bir bakışını bekleyen çok sayıda insan bekliyor penceresinin altında. İnsanlar Kumari’yi görmeye çalışırken o da dış dünyayı görmek, neler olup bittiğini öğrenmek için can atıyor belki de. Ancak kendisine tanınan birkaç dakika da çabucak bitip tükeniyor…



Ayrıca Kumari’nin bazı hastalıklara çare olduğu, dirlik ve düzeni koruduğu gibi inanışlar da oldukça güçlü… Öyle ki bazı dönemlerde Kumari, tahtına oturuyor ve şifa arayanları sarayına kabul ediyor. Gelen hediyeleri de kabul eden Kumari, gelen insanların dertlerini dinliyor. Onlar anlatırken eğer Kumari ağlar ya da yüksek sesle gülerse ciddi bir hastalığın ya da ölümün kapıda olduğuna inanılıyor. Gözlerini ovuşturması hemen ölüme, titremesi hapishaneye, el çırpması kraldan korkulması için neden oluşturacağına, getirilen yiyeceklerden alması finansal kayıplar yaşanacağına işaret ediyor. Eğer Kumari hareketsiz, hiçbir şey yapmadan duruyorsa da bu, her şeyin iyi olacağını ve dileklerin kabul olacağını gösteriyor. Kutsallığına o kadar çok inanılıyor ki Nepal Kralı senede bir kez gelerek Kumari’nin ayağını öpüyor ve hanedanının kutsanmasını bekliyor.



Günde iki defa 10’ar dakika kendisini halka gösteren Kumari, ergenlik dönemine girene kadar bu görevini her gün sürdürüyor. Ancak adet görür görmez, ergenlikten çıkıyor ve “saflığı simgeleyen Tanrı” rolünün de sonuna gelmiş oluyor. O saatten sonra sıradan bir ölümlü olarak hayatına devam etmek zorunda kalıyor. Saraydan ayrılırken, geçmişte ‘Tanrı’ olduğunun tek kanıtı da, her ay aldığı 40 dolarlık bir maaş oluyor.


Bundan sonrası ise bence tam bir kâbus… Hayata adapte olmak için aylarca, belki de yıllarca çabalaması gereken bir genç kız olarak, Tanrılıktan ölümlülüğe adımını atıyor ve bu daracık yolda ilerlemeye çalışıyor; Saray yok, şöhret yok, kapıda bekleyen insanlar yok, tahtlar yok, bakıcılar yok, zenginlik yok… “E zaten istediğin de bu değil miydi?” diyeceksiniz belki ama bunun için artık biraz geç kalınmış oluyor. Çünkü genç kız, çocukluk döneminden çıkmış ve artık yetişkin bir birey olmaya başlamış oluyor. Yani alışkanlıklar kendisini biraz zor terk ediyor, kimlik bunalımı yaşıyor, kim olduğunu sorguluyor, halktan birisi olmaya alışmak zaman alıyor gibi gibi… Ancak bu bir gelenek ve yüzyıllardır gerçekleştiği gibi belki de yüzyıllar boyunca da gerçekleşmeye devam edecek. Turistik açıdan görünen bu olayın psikolojik olarak yansımaları beni oldukça üzmüştü. Sizi de bugün kendi pencereme davet etmek istedim. Başka bir yazımda buluşmak üzere…

58 görüntüleme

Çağlayan Mah. Fener Cad.
Safir Sit. B Blok D:1 Antalya

Tel: +90 242 243 77 96
Cep: +90 505 590 03 63

© 2020 Her hakkı saklıdır. Magidos Turizm A grubu bir seyahat acentasıdır. Belge No A-6634