• ebru

Prag’da Bir Altın Yol

En son güncellendiği tarih: May 17

Prag’a gittiğinizde, Prag Kalesi’nin içinde, St. George Manastırı’nın arkasında, rengârenk ve alçak evleri göreceksiniz… Bu evlerin bulunduğu sokak o kadar şirin ve güzel gelecek ki, öncelikle görüntü itibariyle sizi etkilemeyi başaracak. Ancak o evlerin ve sokağın hikâyesini dinledikçe daha çok etkileneceksiniz. Son olarak 22 numaralı ev ise sizi tamamen bu hikâyenin içine alacak…


“Altın Yol” ya da “Simyacılar Yolu” olarak bilinen bu yol, uzun bir tarihi geçmişe sahiptir.


18 Haziran 1552 ve 20 Ocak 1612 yılları arasında yaşayan II. Rudolf, bu hikâyenin başkahramanı… II. Rudolf, Habsburg ailesinden olup Kutsal Roma İmparatoru, Macaristan ve Hırvatistan kralı, Bohemya Kralı ve Avusturya Arşidükü’dür.



II. Rudolf’un oldum olası astroloji ve simya gibi büyülü bilimlere ilgisi olmuştu. Çok fazla seyahat etmeyi sevmeyen, kapalı bir kutu gibi yaşayan tavrı, babasını, zamanında oldukça endişelendirmişti ancak annesi tüm bu tavırlarını nezaketine bağlıyordu.


II. Rudolf, 1597 yılında kalenin kuzey bölümü genişletilirken, kendisini ve ailesini korumak için kalenin bu kısmına keskin nişancı askerler yerleştirdi. Ancak o dönemde kalenin içinde askerler, rahipler, asker barakaları, ahırlar, uşaklar ve daha pek çok kişi bulunuyordu ve ayrıca kalenin içi, yapıdan dolayı oldukça doluydu. Bu sebeple, keskin nişancılara ve ailelerine başka bir yer bulunmalıydı. Bunun üzerine, askerlerin nöbet tutup korudukları bu bölgeye evlerini yapmalarına izin verildi ve Altın Yolu’nun temelleri de böylece atılmış oldu. Ancak yapılan evlerle ilgili olarak imparatorun kesin emirleri vardı. Bu evlerin kalenin dışına bakan tarafına pencere yapılmayacaktı, bu evler hiçbir surette satılmayacaktı ve asla bir başkasına kiralanmayacaktı.



Önceden de söylediğimiz gibi, II. Rudolf, simyaya ve astrolojiye oldukça düşkündü ve hayatı boyunca en büyük dileği de sonsuz gençlik iksirine kavuşmak ve dilediğince altına sahip olmaktı. Bu hayallerinin peşinen giden II. Rudolf, simyacılarla görüşmeler yaptı ve gençlik iksirini ve her türlü metali ve taşı altına çevirmenin yolunun ne olduğunu ya da Filozof Taşı’nı bulup bulamayacaklarını öğrenmek istedi. Hayatları boyunca bu konuda herhangi bir sonuca varamamış olmalarına rağmen, imparatorun, en azından uzunca bir süre sağlayacağı rahatlığı gören simyacılar, imparatorun isteklerini yerine getirebileceklerini bildirince, Altın Yol’daki tüm evler boşaltılarak askerlerin evleri simyacılara verildi. Ancak imparator, yaşamı boyunca altına da Filozof Taşı’na da ebedi gençlik iksirine de kavuşamadı.


Zaman içinde simyagerlerin yanına altın ustaları da taşınmaya başladı. Ancak altın bulma çalışmaları sonuç vermediği gibi pek çok ilginç simyager hikâyesi de ortalıkta dolaşmaya başladı. Elbette ki anlatılan bu hikâyelerin hiç birinin gerçeklik payı yoktu. Ancak 1831 yılında yaşanan bir olay vardı ki bu olayda yaşanılanlar ve anlatılanlar tamıyla gerçekti…


Bu tarihte evlerden birinde Uhle isminde bir filozofi doktoru yaşamaktaydı. Bu filozofi doktoru, tüm parasını eski kitaplara harcamakta ve büyü ile ilgilenmekteydi. Bir gün komşuları Uhle’nin evinde büyük bir patlama olduğunu duydular ve eve koştular. Yanan eve ulaşan itfaiyeciler, eve girdikleri zaman Uhle’nin cesedi ile karşılaştılar ve cesedin yanında sarı bir taş buldular. Daha sonra yapılan incelemede taşın altın olduğu ortaya çıktı. Ancak hiç kimse bu altının nereden geldiği konusunu açıklayamadı. Belki de Uhle, simyagerlerin yüzlerce yıllık rüyasına ulaştı ama bunu maalesef asla açıklayamadı.



Aradan geçen yıllardan sonra 1657 yılına kadar evlerden bazıları tamamen tahrip olup yıkılınca geriye sadece 14 ev kaldı. Daha da ilerleyen yıllarda, artık askerlere ve kaleyi savunmaya gerek kalmadığı için evler boşaltıldı. Bir süre sonra da evler tadilattan geçirildi ve yaşama açıldı. Evlerin tarihi boyunca buralarda; sanatçılar, ressamlar, zengin kişiler, falcılar, yazarlar, şifacılar, aktarlar konakladılar. Ancak bunların arasında birisi vardı ki, bu evlerin en değerli konuğu o oldu. Bu kişi, yaklaşık 250 yıl aradan sonra 1916 – 1917 yılları arasında 22 numaralı evde yaşadı. O da, ölümünün ardından meşhur olacak olan Franz Kafka’ydı… Bir yıl boyunca 22 numaralı evde yaşayan Kafka, burada kaldığı süre boyunca kısa öyküler yazdı…



Bu evlerin hikâyesi kadar, evlerin üzerinde yer alanlar da sizi etkileyecek. Evlerin üst katlarında, zaman içerisinde kullanılan şövalye kıyafetlerinden tarih sırasınca kullanılan silahlara kadar birçok şeyi görebilir, geçmiş zamanın ruhunu içinize çekebilirsiniz. Ayrıca burada bulunan bir oda daha var ki, burada sergilenenler içinizi oldukça acıtacak çünkü bu odanın ismi; işkence odası… İşkence aletlerinin sergilendiği bu odada, zamanında insanlara neler yapıldığını, insanların son nefeslerini nasıl verdiklerini görünce içiniz cız edecek ama tarihin gerçekliğine de şahitlik etmiş olacaksınız.


Kalenin bu bölümü Nisan – Ekim ayları arasında 05:00 – 24:00 saatleri arasında açıktır ancak 09:00 – 17:00 saatleri arasındaki girişler ücretlidir. Kasım – Mart ayları arasında ise 06:00 – 23:00 arasında açık olan bölüme 09:00 – 16:00 saatleri arasında giriş ücretlidir. Ücretli saatler dışında kalan zamanlarda, herhangi bir ücret ödemeden burayı ziyaret etmeniz mümkündür.

Ebru'yu sosyal medyada takip edin.

https://www.instagram.com/ebrukaynakyilmaz/

https://www.instagram.com/ebrununmasallari/

76 görüntüleme

Çağlayan Mah. Fener Cad.
Safir Sit. B Blok D:1 Antalya

Tel: +90 242 243 77 96
Cep: +90 505 590 03 63

© 2020 Her hakkı saklıdır. Magidos Turizm A grubu bir seyahat acentasıdır. Belge No A-6634